Piyasalar

25 Mayıs 2019, Cumartesi tsi
°C

En Sıcak Konular

Ali Nezir
Yeni Mesaj Gazetesi

Ali Nezir
26 Eylül 2016

Tevil mi tefsir mi?



Kur’an-ı Kerim, Allah-ü Teâlâ tarafından, Peygamberi, Habibi, Mustafa’sı, Muhammedi ile kullarına ulaştırdığı, O’nun sayesinde insanları hem dünya’da hem de ahiret işlerinde kurtuluşa erdirecek en önemli kaynak, dayanak, ölçüdür. Gerçekte, Kur’an-ı Kerim üzerinde durulup anlaşılmaya çalışıldığı, aynı seviyede yaşanılmaya başlandığında insanlar bütün sıkıntılardan ve problemlerden kurtulacaklardır. Aslında, Kur’an-ı Kerim, yaratıcıları tarafından, kullarına uzatılmış bir iptir.

Kur’an-ı Kerim’i iyi anlayabilmek o yüce mesajı algılayabilmek için birçok ilmi bilmek gerekir. Bu ilimlerin en başında, Arapça, sarf, nahiv, belagat olmak üzere, kıraat ilmini, akaid ilmini, usulü fıkhı ve tefsir usulü diye bilinen ayetlerin, nâsih- mensuh hükmünün, mekki-medeni tarihselliğini ve en can alıcı tarafı ise, esbabı nüzulün ilminin, bilinmesi şartıdır.

Günümüzdeki tefsirler ise Rivayet, Dirayet, ve İşari olmak üzere üç kısma ayrılırlar. Dinimizin iyi anlaşılabilmesinin en önemli noktası muhakkak ki Kur’an-ı Kerim’in en iyi derecede anlaşılıp Peygamber Efendimizin Ehl-i Beyt’ine uygun bir hayat tarzıyla uygulamaya konulabilmesidir. İslam ümmetinde çok sayıda; hem asıl dil Arapça hem de Müslüman olan değişik milletlerin dillerinde tefsirler yazılmıştır.

Tefsir eserlerini yazan kişiler kendi itikadi, ameli, mezhep üstünlüğüne, siyasi iktidarın görüşüne paralel çizgide bir seyir izlemiştirler. Bunun yanında karşı tarafın görüşleri çökertilmek için, hiç çekinilmeden ayetler tevil yolu ile tefsir edilmeye çalışılmıştır. Bunun en açık örneği, Maide Sûresi ve 67. ayeti kerimesidir.

Maide Sûresi, Medenidir. Yani hicreti seniyeden sonra nâzil olmuştur. Hem de son nazil olan sûrelerdendir. Binaenaleyh helalini helal haramını haram tutunuz, diye de aleyhissalatü vesselam efendimizden mervidir. Hudeybiye senesinden itibaren nuzüle başlamış, bir kısmı fethi Mekke senesi, bir kısmı da hıccetülveda’da (veda haccında) nazil olmuştur. Bazıları da bu sûrenin hepsi birden hıccetülveda’da Arefe günü, bazıları da bu sefer (veda haccı yolculuğunda) esnasında nazil olduğunu söylemişlerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili 3. cilt, sayfa 1543).

Evet, Maide Sûresi Bedir, Uhud, Hendek gazvelerinden Hudeybiye antlaşmasından sonra nazil olduğuna göre Müslümanların Mekkeli müşriklerden bir çekinmeleri, korkuları, kalmamıştı.

Fakat Müfessirler Maide Sûresinin 67. ayeti kerimesinin tefsirinin tevilini şu şekilde yazmışlardır. “Rivayet olunuyor ki, Resûlullah sallahü aleyhi vesellem bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuştur: Allah Teâlâ beni risaletiyle ba’s buyurdu, binaenaleyh pek sıkıldım ve görüyorum ki nâs beni tekzib ediyorlar, Yehud, Nesara, Kureyş tahvif ediyorlar. Eğer böyle yapmazsan yani sana tebliğ edilmek için indirilen münzelatı tebliğ etmezsen Allah’ın risaletini, elçiliğini ifa etmemiş olursun. Zira muhakkak ki Allah kâfirler güruhunu maksatlarına muvaffak etmeyecek, sana karşı herhangi bir suikasta yol vermeyecektir.”(a.g.e. 3. cilt sayfa 1737).

Sûrenin nüzulü Gadir Hum’da vuku bulmuş. Ayet tefsir edilirken tevil yapılmış, sanki ayeti kerime Mekke’de nazil olmuş gibi gösterilmiştir. Aslında Gadir Hum Mekke sınırları içinde olmasına rağmen Hicretten sonra inen ayeti kerimelere Medeni dendiğini unutmamak gerekir.

Allah-ü Teâlâ böyle bir ayeti kerimeyi, Peygamber Efendimizin (s.a.a.)  vefatından çok kısa bir zaman önce indirmiş ise neden müfessirler hala bu ayeti kerimeyi Mekkeli müşriklere, sanki tebliğin ilk yıllarıymış gibi göstermeye çalışıyorlar?

Bütün açıklığı ile Maide Sûresi son sûrelerden biridir en son ayeti kerimeyi de kendi içerisinde bulundurmaktadır ve Medenidir. Bu ayeti kerimede Efendimiz’e (s.a.a.), Rabbimiz bir vaatte bulunmakta, Habibine bir suikasta izin vermeyeceğini müjdelemektedir.

Namaz, oruç, zekât, hac, cihat gibi farzların tamama erdikten sonra, Rabbimiz Resûlüne (s.a.a.) neyi tebliğ etmesini emretmiştir? Muhakkak ki düşünenler için çok ibret vardır.

Allah Resûlünün Tebuk seferinden dönerken uğramış olduğu suikastı burada hatırlatıyorum. Peygamber Efendimize (s.a.a.) yapılan suikast Elmalılı Hamdi Yazır’ın Hak Dini Kur’an Dili adlı eserinin 4. cilt 2592. sayfasında şöyle anlatılır:

“Ve nail olmadıkları bir kasıtta bulundular- Tebük’ten Medine’ye avdette münafıklardan on beş kişi geceleyin karanlıkta bir akabenin örgüçlendiği tepede aleyhissalâtüvesselâmı râhilesinden vurup uçuruma itmeğe ittifak etmişlerdi ve Ammar ibn-i Yasir rahilenin yularından çekiyor, Huzeyfe ibnil Yeman da arkasından sevk ediyordu. Tam o sırada Huzeyfe deve ayak sesi ve bir silah şakırtısı işitir. Döner bakar ki yüzleri örtülü bir kavm, ‘Hey sizler Allah’ın düşmanları’ diye bağırır, onlar da kaçarlar.”

Bu eserlerin dışında Tebük gazvesinden dönüşteki bu suikast olayı, Beyhaki’nin Kubra adlı eserinin 8. cildinin 345. sayfasında, İbn-i Hanbel’in Müsned’inde 5. cilt (39/210), Megazi-i Vakidi, 3. cilt 1044-1045. sayfalarında yazılıdır. 

Tebük seferinde olan kişiler suikast girişiminde bulunmuşlar ve Rabbimizde bu elim olayı kast ederek, hiç kimseden çekinmeden, Efendimiz’e (s.a.a), İmam Ali’nin (a.s.) İmametini ve hilafetini tebliğ etmesini emretmiştir. Böyle bir ayeti kerimeyi esbabı nüzulü bakmadan tefsir etmek Hilafet gibi İmamet gibi çok önemli bir meseleyi ortada bırakır. Bir sonra ki yazımızda inşallah bu Hilafet ve İmamet meselesine değinmek üzere Allah’a emanet olun.








Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Meltem Haber Facebook'ta! Meltem Haber Twitter'da! Meltem Haber Friendfeed'de! Meltem Haber RSS

    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 30 Ekim 2017 Vatan ve Bağımsızlık
    • 25 Eylül 2017 Peygamberin evladını katledenler
    • 24 Eylül 2017 Kerbelanın tarihinde gördüğü işgaller
    • 23 Eylül 2017 Ah Kerbel
    • 22 Eylül 2017 Muharremiyeler ve makteller
    • 21 Eylül 2017 Muharrem ayı
    • 10 Eylül 2017 Gadir-i Hum ve hilafet
    • 26 Ağustos 2017 Yaşamak ve yaşatmak
    • 21 Ağustos 2017 Peygambere yakınlıkta sahabe ve bizler!
    • 17 Ağustos 2017 Deprem
    • 14 Ağustos 2017 Müslümana bahşedilen?
    • 7 Ağustos 2017 Osmanlıların Yahudi siyaseti!
    • 24 Temmuz 2017 Yaşamak, ama kim ile!
    • 17 Temmuz 2017 Zalimler hidayete eremez
    • 10 Temmuz 2017 Gıybet!
    • 9 Temmuz 2017 Ahlak ve Hucurat suresi
    • 3 Temmuz 2017 Fethetmek
    • 24 Haziran 2017 Nasb
    • 5 Haziran 2017 Hilalin görülmesi, hicri takvim ve Atatürk
    • 29 Mayıs 2017 Güzel!

    En Çok Okunan Haberler



    Haber Sistemi Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    2035331 µs