Piyasalar

27 Mart 2017, Pazartesi tsi
°C

En Sıcak Konular

Aziz Karaca
Yeni Mesaj Gazetesi

Aziz Karaca
17 Şubat 2017

'İki kaşık aş olduğun bilmezdim'



Doksan beş ile iki bin yılları arasında fasılasız tam beş yıl Meltem Televizyonunda hazırlayıp sunduğum “Ozanlarımız” programı vesilesi ile halk ozanlarını daha yakından tanıma ve şiir dünyalarına daha yakınlaşma fırsatı buldum.

Öyle ozanların öyle şiirlerine rastladım ki farkında olmadan bir ayetin anlamını şiirleştirmiş, Kur’ani bir hakikati şiir diliyle mükemmel bir şekilde ortaya koymuş.

Mesela, bir program sonrası rahmetli Reyhani ile bizim eve geçmiştik ve sabaha kadar sohbetimiz devam etti, söz divan tarzı şiirlerine geldi ve örnek olarak birini okudu:

 

Ey gönül devr-i alemde çektiğin dava nedir?

Seni böyle derde salan bu nefs-i heva nedir?

Bir gün güneş batar, gül solar, bülbül gider

Bu meşakkat bahçesinden aldığın meyva nedir?

 

Ey Reyhani ne çekersin sonu gelmeyen ahı?

Vücut bir saraya benzer akıldır padişahı

Ömür bir gece misali ölüm onun sabahı

Aç gözünü gafletten uyan gördüğün rüya nedir?

 

Bu mısraları yazarken; “insanlar uykudadırlar ölünce uyanacaklardır” mealinde bir Hadis-i Şerif duyup duymadığını sordum, “hayır, duymamıştım” dedi. Görüldüğü gibi; “Ömür bir gece misali ölüm onun sabahı” mısraı nerdeyse aynıyla bu hadisin tercümesi gibi.

Örnekler oldukça fazla ama bir örnek te bu sefer Aşık Ruhani’de rastladım, dünyanın faniliğini, geçiciliğini, oyun ve eğlence yeri olduğunu, adeta “iki kaşık aştan” ibaret olduğunu anlatan çok nefis bir şiir…

Kerim Kitabımızı bu açıdan incelediğimizde çok sayıda uyarıların olduğunu, dünya hayatının olduğu gibi tanınmasını, dünyanın imarı ile uğraşırken ahiretin asla ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan ayetlerin çokluğu dikkat çekiyor:

“Hac ibadetlerinizi bitirdiğinizde, atalarınızı andığınız gibi, hatta daha güçlü bir anışla Allah’ı anmaya devam ediniz. Çünkü öyle insanlar vardır ki, “Bize bu dünyada ver” diye dua ederler. Böyle kimseler, âhiretten nasip alamayacaklardır.”

“Onlardan bir kısmı da, “Ey Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, âhirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru” derler. İşte onlar için kazandıklarından bir nasip vardır. Allah’ın hesabı çok süratlidir.” (Bakara: 200-202).

“Kim, yalnızca dünya hayatını ve süsünü isterse, işlerinin karşılığını onlara orada tam olarak veririz ve onlar orada hiçbir zarara uğratılmazlar.

İşte onlar, âhirette kendileri için ateşten başka hiçbir şeyleri olmayan kimselerdir. Dünyada yaptıkları boşa gitmiştir, yapmakta oldukları şeyler de bâtıldır.” (Hud: 15-16).

“Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, (evet) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekân yaparız. O, buraya kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak girer.

Kim de mü’min olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir.

Hepsine, dünyayı isteyenlere de, âhireti isteyenlere de Rabbinin ihsanından veririz. Rabbinin ihsanı kısıtlanmış değildir.” (İsra: 18-20).

Şimdi de Erzurum/Tortum’lu Aşık Ruhani’ye kulak verelim:

 

“Yalan dünya sana gelmese idim

Karma karış iş olduğun bilmezdim

Gaflet uykusundan uyanmasaydım

Yorumu yok düş olduğun bilmezdim

 

Dünya senin sırrın kıl dan da ince

Çözmesi en büyük hünerdir bence

Yedin acımadın kocaya gence

Böyle bağrı taş olduğun bilmezdim

 

Kimisi görmemiş kimi duymamış

Kimi hırsa uymuş akla uymamış

Yemeyen imrenmiş yiyen doymamış

İki kaşık aş olduğun bilmezdim

 

Sen sende yaşadın seni görmedin

Ben sende yaşadım beni görmedin

Ağlayan sızlayan canı görmedin

Gönül gözün şaş olduğun bilmezdim

 

Âşık Ruhani’yi bilmiyor sanma

İster isen inan ister inanma

Ben seni bilirdim fanisin amma

Bu kadar da boş olduğun bilmezdim.”








Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 27 Mart 2017 Kantara çıkacak olan
    • 26 Mart 2017 Gözeler gözeler soğuk gözeler
    • 24 Mart 2017 Elma şeker ve çelik-çomak peşindekiler
    • 23 Mart 2017 Gündeminiz boşsa bin türlü doldururlar
    • 22 Mart 2017 Eksiği olan tamamlasın fazlası olan törpülesin
    • 21 Mart 2017 Yel kayadan ne alır?
    • 20 Mart 2017 Bu soruya bir cevabınız var mı?
    • 19 Mart 2017 Tohum pağacı
    • 18 Mart 2017 Yüce divan... Sevk memuru ve elinde dosya
    • 17 Mart 2017 Bir kez daha değil bin kez daha dil meselesi
    • 16 Mart 2017 Ezelbahar gelip yağmur yağanda Lale sünbül mor menekşe boy verir
    • 12 Mart 2017 Ey bilge Hüdhüd! Bir de bizi rapor et
    • 6 Mart 2017 Sizden birisi arzu eder mi ki
    • 4 Mart 2017 Yaşarken duyalım bu gerçekleri
    • 3 Mart 2017 Keskinleşen diller çoraklaşan iller
    • 2 Mart 2017 'O gün' gelmekte ve 'o güne' gitmekteyiz
    • 1 Mart 2017 Bıçak sırtı
    • 28 Şubat 2017 Taş kesilen kalpler su fışkıran taşlar
    • 25 Şubat 2017 Çamı tepeden kesmek
    • 24 Şubat 2017 Buzda kaydığımız günler olsaydı


     


    16265 µs