Piyasalar

27 Mart 2017, Pazartesi tsi
°C

En Sıcak Konular

Akın Aydın
Yeni Mesaj Gazetesi

Akın Aydın
20 Mart 2017

Dün Çanakkaledeydiler bugün her yerdeler



Evet, 1096’da batının Vatikan (Papa) öncülüğünde başlattığı, Türkleri Anadolu’dan çıkarma, yok etme savaşları (ki, not düşeyim Avrupa’da, yüzyıllarca Türk eşittir İslam olarak kabullenilmişti) asırlarca sürmüş, Batı, vahşi yüzünü Anadolu ve İslam Dünyasında en acımasız şekilde sergilemişti. 
Yıl 1915 idi ve Haçlı artık altın vuruş yapmak, Türkleri bu topraklara ya gömmek, ya da sürmek için gelmişti. Hem de ne geliş!   
“Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela.” (Mehmet Akif Ersoy)
Zamanın en teknolojik, en katliamcı silahları ile geldiler. Zafer mutlaktı (!) onlar için. Türkün iman gücünü hesaba katmamışlardı. O iman gücü ki kaynağı Bedir’di, Uhud’du, Hendek idi, Kerbela idi.
Her “MEHMETÇİĞİN” elinde adeta bir “ZÜLFİKAR” vardı. Kendileri “ALİ” değildi. Ama kalpleri Ali için Ali’nin Peygamberi, Hz. Muhammed için, Ali’nin Rabbi Allah (c.c) için atıyordu.    
Prof. Dr. Haydar Baş Hocamın dediği gibi “Çanakkale Geçilmez dedirten o ruh, Allah ile askerin kurduğu bağdı. Türküyle, Kürdüyle, Çerkeziyle, Boşnağıyla, Arabıyla, Alevisiyle ve Sünnisiyle Türk Milletinin tek bilek, tek yürek olduğu zaman karşısında hiçbir gücün duramayacağının ispatıdır Çanakkale. Belki de hiçbir savaşta bu kadar olağanüstü hal ve manevi himmet hissedilmemiştir.”
“Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.” 
Çanakkale’yi geçilmez yapan, Haçlı karşısında şahlanan o ruh, 30 Ağustos’ta Haçlıya son tokadını da indirerek, Türkün şeref ve namusunu, vatan ve milletinin itibarını tekrar kazandırdı. Ve Haçlı, geldiği gibi gitti.  
Yerli ve yabancı tarihçilerden Çanakkale’de yaşayan on binlerce olağanüstü olaylar, fedakarlıklar, bugün kale bile almadığımız vefa örnekleri dinlersiniz. Duygulanırsınız, hüzünlenirsiniz, ağlarsınız, onurlanırsınız. Ya sonra!
İşte o sonrası çok acı. Çünkü Haçlı yine geldi. Sadece Çanakkale’ye değil. Anadolu’nun her karışına, her evine geldi ve girdi. 
Medeniyet adıyla geldi. Özgürlük, çağdaşlık, uygarlık adıyla geldi. Çağdaş dünya, AB’ye tam entegrasyon adıyla geldi. Dinlerarası diyalog adıyla geldi. Hoşgörü adıyla geldi. 
Neden böyle geldiler biliyor musunuz? 
“Haçlılar şunun hesabını yaptılar. Biz, bütün orduları bir araya getirdik, Türk Milletinin sırtını yere getiremedik. O halde bunlarda bir öz var, onu almalıyız ki bunların da bizden farkı olmasın, geriye sadece posaları kalsın. İşte bu Dinlerarası Diyalog, Medeniyetlerarası Diyalog safsatası bundan sonra icat edildi. Bizim Müslüman olan kimliğimizi Türklüğümüzü elimizden almak için başlatılan bir Haçlı seferberliğidir. Haçlı bizi meydanlarda mağlup edemedi. Şimdi kültür yoluyla, siyaset ve medeniyet yoluyla mağlup etmeye çalışıyor.” (Prof. Dr. Haydar Baş)
Sayın Baş’ın dikkat çektiği yöntem ile geldiler ve her şeyimizi elimizden aldılar. Bu benim iddiam değil. Bir Papazın zafer kazanmış edasıyla yaptığı açıklama. 
Rahip Louis Massignon; “Müslümanların her şeyini tahrif ve mahvettik. Dinleri, inançları, ahlakları, dine bakışları ve insani duyguları mahvoldu. Onların manevi değerlerini, batı medeniyeti potasında eriterek kendimize benzettik. İslamiyet’ten uzaklaştırdık.” 
Üzülerek belirtmeliyim ki, Papaz haklı. Nasıl yani, derseniz, hep beraber aynaya bakalım, eşimize, işimize, dostumuza, vatanımıza, İslam Coğrafyasına, maneviyattan gelen kardeşliğimize bakalım. 
Baktınız mı? Çanakkale ruhunu gören var mı?







Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 27 Mart 2017 Yapayalnız Türkiye
    • 26 Mart 2017 'Kim demiş Avrupa insanı medeni?'
    • 24 Mart 2017 Dünya beşten de küçükmüş
    • 23 Mart 2017 Neden AB ve ABDye karşı dik duramıyoruz?
    • 22 Mart 2017 Her gün onlarca yüzlerce Kabe yıkılıyor
    • 20 Mart 2017 Dün Çanakkaledeydiler bugün her yerdeler
    • 19 Mart 2017 Allah müminleri uyarmıştır
    • 18 Mart 2017 Akılda feraset gönülde furkan şart
    • 14 Mart 2017 Aşkın kıblesi
    • 13 Mart 2017 Siz hiç aşık oldunuz mu?
    • 12 Mart 2017 Sen (ben) bencil misin?
    • 11 Mart 2017 İnsanoğlu neyi bölüşemiyor?
    • 10 Mart 2017 Bugün kendin için ne yaptın?
    • 9 Mart 2017 Yaban domuzu avı ve FETÖ
    • 7 Mart 2017 Mutluluğun sırları
    • 6 Mart 2017 Okuma özürlü bir toplumuz
    • 4 Mart 2017 Deccal
    • 3 Mart 2017 Ahir zaman veya zamanın sonu
    • 2 Mart 2017 Nasihat ama kimin için ve nasıl!
    • 1 Mart 2017 Haçlının, vahşi ve yaramaz çocuğu


     


    17296 µs