Piyasalar

24 Nisan 2017, Pazartesi tsi
°C

En Sıcak Konular

Aziz Karaca
Yeni Mesaj Gazetesi

Aziz Karaca
21 Nisan 2017

Yıllar sana ne söyledi bilemem



Geçtiğimiz hafta sonu “Prof. Dr. Haydar Baş Gençlerle” adlı program vesilesi ile oldukça geniş bir salonda Haydar Hoca’yı dinleme imkanı bulduk.
Sayın editörümüz Okan Egesel’in dediği gibi, ilerlemiş yaşımıza, bembeyaz olmuş başımıza bakmadan daldık gençlerin arasına ve hiç olmazsa iki-üç saat boyunca gençliğimizi doyasıya yaşadık.
Sayın Haydar Hoca, konuşmasına hatıralarından başlayıp günümüze doğru gelmeye başlayınca haliyle söz, 1983 yılının Eylül ayında yayın hayatına başlayan İcmal Dergisi’ne geldi.
İcmal Dergisi serüvenini anlatırken o yılları, gün gün, ay ay bir kez daha yaşadım, çünkü ben de bizzat işin mutfağında bulunuyordum.
Daha önceki bazı denemelerimizi saymazsak eğer benim de yazı hayatım İcmal gibi otuz dördüncü yılında.
Dergicilik tarihinde bilebildiğim kadarıyla aynı sayıya üçüncü baskıyı yapan ve ilk yılını tamamlamadan yüz bin tirajını aşan dergi İcmal Dergisidir.
Benim yaşıtlarımın her birinin onlarca İcmal hatırası vardır elbette ama işin merkezinde, karar vericiler olarak Haydar Baş ve arkadaşlarının kitaplık çapta hatıraları vardır ki o akşam sadece çok az bir kısmını bizzat kendi ağızlarından dinledik.
Hepsi bir elin parmak sayısı kadar olan arkadaş gurubunun cep harçlıklarını topladıktan sonra bu yetmeyince, bir cami derneğinden de bir miktar borç alınarak ilk sayısını yayınlayan İcmal Dergisi’nin otuz yıl sonra bir üniversiteye dönüşeceğini, bu kökten önce aylık Öğüt, sonra haftalık Mesaj dergilerinin filizleneceğini sonra da günlük Yeni Mesaj gazetesinin ve şu kadar televizyon kanalının neşet edeceğini kim hayal edebilirdi?
Hangi sayı idi hatırlamıyorum ama birtakım sıkıntılardan ötürü baskısı hayli gecikmiş olan dergiyi hazırlayıp baskı aşamasına getirince, son toplantıda, gecenin ilerlemiş saatinde merhum Ali Gedik Hoca’nın; “Hocama müjde verelim” diyerek oturduğu koltuktan kalkıp ceketini düğmeleyerek telefonu çevirdiğini daha dün gibi hatırlıyorum.
Dile kolay 34 yıl...
İlk sayısından itibaren yazarları arasında olmaktan gurur duyduğum İcmal’in daha sonra hizmete giren diğer dallarda da görev aldım. Yayın hayatına giren dergilerde, daha sonra yayına başlayan gazetede yazılarımız devam etti, televizyon kuruldu program yaptım, okul açıldı öğretmenlik yaptım, parti kuruldu görev aldım, yıllarımız dolu dolu geçti diyebilirim.
Akraba ve arkadaş çevresinden hep eleştiri aldık, hâlâ da alıyoruz; “Diyanet’te olsaydın şimdi il müftüsüydün, Milli Eğitim’de olsaydın daha yukarlardaydın, üniversitede olsaydın profesördün ama sen Haydar Hoca’dan ayrılmadın ve orada devam ediyorsun.”
Geride bıraktığımız bu otuz beş yıllık süre içinde, içinde bulunduğum ekibin dimdik, dosdoğru, istikamet üzere yürüyor olması benim için bütün rütbelerin üstündedir.
Onun için şairin dediği gibi “yıllar sana ne söyledi bilemem” ama yukarıda ismi geçen yayın organlarının arşivleri ortadadır, hocalarımızın yazdıkları da bizim yazdıklarımız da ortadadır, isteyen herkesin incelemesine açıktır.
Savrulmadan ve sendelemeden istikamet üzere...

“Gözyaşımla mektup yazdım rüzgâra
Yeller sana ne söyledi bilemem
Seni hatırlarım günde yüz kere
Eller sana ne söyledi bilemem

Lalelerin rengi ayvalaştı mı
Muhannet dikene gül dolaştı mı
Bülbül menekşeye fısıldaştı mı
Güller sana ne söyledi bilemem

Hayat köprüsüne taşlar dökülmüş
Gönül pınarına yaşlar dökülmüş
Ah çeke ah çeke saçlar dökülmüş
Yıllar sana ne söyledi bilemem

Her insan dünyada bir dava yapmış
Ne yapsa insana masiva yapmış
İnsanlar han, saray, kuş yuva yapmış
Dallar sana ne söyledi bilemem

Mevlüt İhsani de yandıkça yandı
Hayatından bıktı candan usandı
Gönül yaylasını gezdi dolandı
Çöller sana ne söyledi bilemem.”







Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 21 Nisan 2017 Yıllar sana ne söyledi bilemem
    • 20 Nisan 2017 Halimizdir, arz olunur
    • 18 Nisan 2017 Ey dağlar! Bize haşyetullahı öğretin
    • 17 Nisan 2017 Bayrama kadar Kuranı anlama seferberliği
    • 13 Nisan 2017 Toprak unutmaz toprak yanılmaz
    • 12 Nisan 2017 Kime ve neye köprüyüz?
    • 11 Nisan 2017 Gecenin ortasında ışık saçan bir dil
    • 10 Nisan 2017 Dilden dökülenler ve el ile ekilenler
    • 7 Nisan 2017 Savrulmanın sebepleri
    • 6 Nisan 2017 Eller abad oldu biz berbat olduk
    • 5 Nisan 2017 Neye yarar?
    • 4 Nisan 2017 Yara sar Cerrah isen yara sar
    • 3 Nisan 2017 BOPun adamları ve adımları
    • 2 Nisan 2017 Kerkük... Yine mi ağıt sesleri?
    • 31 Mart 2017 O yaman günlerde eman isteriz
    • 29 Mart 2017 Bir şiirin kanatlarında sılaya doğru
    • 28 Mart 2017 Dertlere dermanı ve yaralara merhemi olan kazansın
    • 27 Mart 2017 Kantara çıkacak olan
    • 26 Mart 2017 Gözeler gözeler soğuk gözeler
    • 24 Mart 2017 Elma şeker ve çelik-çomak peşindekiler


     


    17061 µs