Piyasalar

19 Ağustos 2017, Cumartesi tsi
°C

En Sıcak Konular

Mustafa Hilmi Yıldırım
Yeni Mesaj Gazetesi

Mustafa Hilmi Yıldırım
20 Temmuz 2017

İhtilaf ve çatışma



İnsanlar arasında her alanda ihtilâf çıkabilir, hele siyasette ihtilâf kaçınılmazdır. Mühim olan ihtilâfın çıkması değil, ihtilâfın karşılıklı diyalogla çözülmesi, çözülemiyorsa çatışmaya dönüştürülmemesidir. 
Müslümanlar, asırlarca bu minval üzere hareket etmiş ve aralarında en büyük ihtilâf olan Sünni-Şii ihtilâfı yüzünden hiçbir zaman çatışmamışlardır. Ancak şu da bir gerçektir ki, siyasetçiler siyasi emelleri için Sünni-Şii ihtilâfını kullanmış ve çatışma nedeni yapmışlardır.
Günümüzde ise Sünni-Şii ihtilâfını İslâm düşmanları, çatışmadan öte, topyekûn bir savaşa dönüştürme gayreti içerisindeler. Ne yazık ki, bu konuda epeyce de mesafe almış durumdalar.
Öyle ki, İslâm düşmanları, Müslümanların uyanmalarından ve engellemelerinden korkmadıkları için amaçlarını açıkça beyan ediyorlar. Meselâ, CIA eski Ortadoğu Bölge Şefi Robert Baer, “İran’ın Önlenemez Yükselişi” adlı kitabında şöyle diyor: “Yeni Ortadoğu’yu kurabilmenin tek yolu, bölgede geniş çaplı Sünni-Şii savaşını tetiklemekten geçmektedir.”
Malumdur ki, geniş çaplı Sünni-Şii savaşı, ancak ve ancak Türkiye ile İran arasında savaş çıkarsa olur. Türkiye ve İran, büyük devlet geleneğine sahip iki ülkedir. Şimdiye kadar bu oyuna gelmediler, bundan sonra da gelmeyecekleri öngörülmektedir. 
CIA’nin eski yetkililerinden biri olan Michael Scheuer de, “En büyük ümidimiz Sünni-Şii savaşıdır” diyor. MOSSAD eski Başkanı Ami Ayalon da aynı paralelde şunları söylüyor: “…Eğer biz Amerika’nın ya da bölgede başka ülkelerin desteğini almadan İran’a karşı koyarsak, sadece basit bir tepkiyle karşılaşmaz, çok büyük tehlikelerle karşı karşıya kalırız.” Ami Ayalon’un da, İran’a karşı düşündüğü ülkelerin başında Türkiye’nin geldiğini, herhalde bilmeyen yoktur. Ne yapılması gerektiği hususunda Ami Ayalon, İsrail Devletine şu öneride bulunuyor: “Sünnileri, İran’ın üzerine salacak politikalar üretmeliyiz.”    
Görülen o ki, İngilizlerin plânladığı mezhepçilik fitnesini, bugün ABD ve İsrail ateşlemektedir. Mezhepçilik, kendi mezhebini hak, diğerlerini batıl görmektir. Hâlbuki mezhep farklılığı, böyle bir bakışı asla gerektirmez. 
Bu şekilde bakışın tarihi kaynağını Ali Şeriati, şöyle dile getiriyor: “Birbirine karşı olan Emevi Sünniliği ile Safevi Şiiliğidir.” Bazıları, bu cümlenin benzerini şöyle kuruyorlar: “Birbirine karşı olan İngiliz Sünniliği ile İngiliz Şiiliğidir.”
Yine Ali Şeriati, “Dine Karşı Din” adlı kitabında şöyle diyor: “Bizim halkımızın gözünde Şii olmayan herkes Ehl-i Beyt düşmanıdır. Bu telâkki hem Şii için ve hem de Ehl-i Sünnet için düşmanların yaydığı bir söylentidir.” (s.278).
Müslümanlar, birlik ve beraberlik içerisinde oldukları dönemlerde farklı mezhep, görüş ve yorumları doğal karşılamışlar ve ayrılık gerekçesi yapmamışlardır. Aslında her dönemde yapılması gereken budur. Aksi halde Müslümanlar, düşmanlarını bırakıp birbirleriyle çatışır duruma gelebilirler. 
Bu konuda en büyük görev, Müslümanların dini önder ve âlimlerine düşmektedir. İran Takrib-i Mezahib Kurumu Başkanı Ayetullah Şeyh Muhsin Eraki diyor ki: “Ulema birlik olursa, ümera da onları takip etmek zorunda kalır.” 
Ülkemizde, bunu gerçekleştiren ve Sünni-Şii çatışmasının önünü kesen Prof. Dr. Haydar Baş olmuştur. Onun, bu şer plân ve tuzakları bozma yönünde yaptığı hizmetler, yabancıların senaryosunda figüran olmayan herkes tarafından takdirle karşılanmaktadır. İnancımız odur ki, asıl takdiri gelecek nesiller ve tarih yapacaktır.







Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 14 Ağustos 2017 Bolluk içinde kıtlık
    • 20 Temmuz 2017 İhtilaf ve çatışma
    • 13 Temmuz 2017 Terörle fikri mücadele
    • 29 Haziran 2017 Medeniyet krizi
    • 20 Haziran 2017 Büyümeyle büyülenmek
    • 16 Haziran 2017 Düşmana aldanan yöneticiler
    • 5 Haziran 2017 Ortadoğuda aşiretlerin yeri ve önemi
    • 1 Haziran 2017 Küresel terörizmin kurucusu ve koruyucusu
    • 22 Mayıs 2017 Fikri sömürü
    • 13 Mayıs 2017 Vekalet savaşları ve kaos
    • 8 Mayıs 2017 Barışı isteyenler ve istemeyenler
    • 2 Mayıs 2017 Siyasi sistemlerin önemi
    • 21 Nisan 2017 Yeni paylaşım savaşları
    • 10 Nisan 2017 Adaletsiz dünya düzeninin çöküşü
    • 4 Nisan 2017 Ortadoğu ve din savaşları
    • 29 Mart 2017 Görüntüyle aldatmak
    • 18 Mart 2017 İlkesiz dış politika
    • 14 Mart 2017 Yeni rezerv para arayışı
    • 9 Mart 2017 Yönetim biçimlerinin tartışılması
    • 3 Mart 2017 Savaşla kriz aşmak


     


    15514 µs