Piyasalar

20 Eylül 2017, Çarşamba tsi
°C

En Sıcak Konular

Prof. Dr. Ünal Emiroğlu
Yeni Mesaj Gazetesi

Prof. Dr. Ünal Emiroğlu
17 Ağustos 2017

Türkiye Cumhurbaşkanı



Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı yerine Türkiye Cumhurbaşkanı desek, ne değişir?
Ha Ali Veli, ha Veli Ali midir olay?
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, kullandığı twitter ve facebook hesaplarındaki titr bölümünde yer alan T.C’yi kaldırıp, “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı” yerine, “Türkiye Cumhurbaşkanı” sıfatını koyması eleştiri ve tartışmaları da beraberinde getirdi. Bu anayasaya aykırıdır, şeklinde yoğunlaşan eleştirileri anayasaya vurduğumuzda;
“Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.” (Anayasa, madde:1). Bu maddeye aykırılıktan söz edilmekte, Türkiye Cumhurbaşkanı ifadesi, devletin şeklinin cumhuriyet olduğunun kaldırılması anlamına geldiği, itirazları yapılmaktadır.
Bu eleştirilere katılmıyoruz. Zira, “Türkiye Cumhurbaşkanı” ifadesinde devlet şeklinin cumhuriyet olduğu, “cumhurbaşkanı” kavramından anlaşılmaktadır.
Hükümet sözcüsü eleştirileri cevaplarken, önceki cumhurbaşkanlarının da davetiyelerde “Türkiye Cumhurbaşkanı” sıfatını kullandıklarını ve de eleştirilmediğinin altını çizmiştir.
Sayın Erdoğan’ın eleştirilmesinin sebebi; önce T.C’ yi kullanırken bunu kaldırması, üstelik bunun AKP saflarından bir siyasinin “Devleti yeniden kuracağız” şeklinde abuk açıklamasının sonrasına rastlaması. Anlaşılan talihsiz bir zamanlama.
Bir başka neden de AKP’nin önceki uygulamalarıdır. Resmi kurum ve kuruluşların kimilerinin ad ve tabelalarından T.C’nin kaldırılma eylemleri ya da kalkışmalarıdır. Atatürk anıtlarına bazı meczupların alenen ve serbestçe saldırı ve hakaretleri de işin tuzu ve biberi olunca Erdoğan’ın sosyal medya hesaplarından T.C’yi kaldırması, eleştirilere hedef olmuştur.
Bu vesileyle masaya yatırmak istediğimiz konuya gelelim: Milli Devlet!
Tarih içinde hiçbir “millet”, herhangi bir anayasa metninde adı geçirildi diye var olmadı. Yine tarihte hiçbir “millet”, adı bir anayasal metinden çıkarıldı diye de ortadan kalkmadı. 
Milletler tarih içinde adlarıyla birlikte ortaya çıkarlar. Hiçbir milletin adı, günün birinde birilerinin oturup “milletin adı şu olsun” demesiyle de belirlenmemiştir. Dolayısıyla bundan sonra da hiç kimse “Bu milletin adını artık değiştiriyoruz” deme şansına da sahip değildir.
Herhangi bir milletin adını silmek gibi bir niyeti dillendirenler, gerçekte o milletin varlığına kasteden bir eyleme girişmektedirler. Başarıp başaramayacakları ayrı bir konu, ama Türk milleti üzerine yapılan tartışmanın özünün bu olduğunu tespit etmemiz gerekiyor. Türkiye’yi, bir Türk milletinin olmadığı noktaya getirirseniz, Türkiye Yugoslavya’ya döner, parçalanır.
Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak tarih sahnesine çıkmak, Türk milletini var eden en önemli tarihi eylemdir. Onun için Cumhuriyet’in dayandığı temellere yönelik saldırının, tıpkı Yugoslav milletine yapıldığı gibi, Türk milletini tarihten silmeye yönelik eylem olduğunu görmek gerekiyor.
Hatırlayalım; ABD’nin başını çektiği emperyalist koalisyonun 1990’lı yıllarda gerçekleştirdiği büyük saldırıda Yugoslavya 7 parçaya bölünmüş, 600 bin Yugoslav yurttaşının katledildiği kanlı süreçte ağır bir bedel ödenmişti.
“Türk milleti” kavramı, Türkiye üzerinde oynanan oyunun, sürmekte olan emperyalist saldırının baş hedefidir.
1920’lerde emperyalistlerin planı Sevr’e karşı var oluş eyleminin en önemli adımını atan Türk milleti, elbette birden bire gökten zembille inmedi. Bir geçmişi vardı, ama büyük önder Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’le insanımızı milli devlet halinde örgütlemişti.
Bugüne gelirsek, iki program karşı karşıyadır;
“Milli devlet”e ve “millet”e karşı olan emperyalist program ile milletin varlığına dayanan, milli devleti savunan antiemperyalist program mücadele halindedir.
Mevziimiz milli devlettir.







Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 18 Eylül 2017 Can evinden vurulan müfredatla
    • 14 Eylül 2017 Milli Haydar Baş, dünyalı Haydar Baş
    • 7 Eylül 2017 Atatürkün izindeki sempozyum
    • 28 Ağustos 2017 A.O.Ç.de kuzuların sessizliği
    • 21 Ağustos 2017 Muharrem Bayraktar: 'Yılların Ardından'
    • 17 Ağustos 2017 Türkiye Cumhurbaşkanı
    • 14 Ağustos 2017 Soru sor-ma!
    • 10 Ağustos 2017 Sevrdeki Hicaz
    • 7 Ağustos 2017 Anahtar bileşen Haydar Baş
    • 24 Temmuz 2017 Lozan 94 yaşında
    • 20 Temmuz 2017 Çullanma Trump Haydar Baş var!
    • 17 Temmuz 2017 Yargıya taciz mi?
    • 13 Temmuz 2017 Denizde suikast
    • 10 Temmuz 2017 Bindik bi alamete
    • 6 Temmuz 2017 Hakim-Savcı ihraçları ve yargılamanın yenilenmesi
    • 3 Temmuz 2017 Olağan hali Haydar Başla denemek
    • 29 Haziran 2017 Mahalle Kahvesi
    • 19 Haziran 2017 Adaletin genleri
    • 15 Haziran 2017 Haydar Baş: 'İtirazım var!'
    • 12 Haziran 2017 Paralel yapı ve KATAR
    15046 µs