Piyasalar

19 Kasım 2017, Pazar tsi
°C

En Sıcak Konular

Sinem Baş
Yeni Mesaj Gazetesi

Sinem Baş
26 Ağustos 2017

Hilafet ve Fedek



 Hz. Fatıma annemiz, ölünceye kadar İslam inancının anlaşılması ve yaşanması için mücadele etmiş; babası Resûlullah’ın rıhletinden sonra İslam toplumunda başlayan sapmalara karşı da tavrını koymuştur. Ve bizlere örnektir.

Elbette yaşamından en önemli örnek, Hz. Ali’nin hakkı olan hilafetin gasp edilmesi, babasının işaret ettiği kişiden alınarak ehil olmayanlara verilmesine olan tepkisi idi.

Allah’ın emrine ve Resûlullah’ın sünnetine aykırı hareket edenlere karşı başlatılmış müthiş bir savaştı ve Hz. Fatıma bunu bizce kazanmıştır.

Zira hilafet konusu da, aynı günlerdeki Fedek hurmalığı konusu da halen konuşulmakta, tartışılmaktadır.

Takındığı tavır, O’nun halifeye karşı, evlatları ve eşi ile kazandığı bir siyasi zaferdir.

Ben-i Sakife’de başlayan yanlışın bugüne kadar hatırda tutulması, O’nun babasından sonra yaptığı konuşmalara da bağlıdır.

Biz, Fedek konusunu işleyelim. Zira Fedek konusundaki yanlış, hilafetin gaspı gibi Hz. Peygamberin emirlerine karşı bir harekettir.   

Aişe diyor ki:

“Fatıma (a.s.) Ebu Bekir’e haber göndererek Resûlullah’ın (s.a.v.) mirasından payına düşenleri istedi. Fatıma (a.s.) o sırada Medine’de, Fedek’te ve Hayber hurmasından Resûlullah’ın (s.a.v.) payına düşen kısımları istiyordu.

Ebu Bekir şu karşılığı verdi: ‘Resûlullah (s.a.v.), biz peygamberler miras bırakmayız. Bizden geride kalan mal sadakadır. Âl-i Muhammed bu maldan sadece yiyebilir, buyurmuştur.’ 

Böylece Ebu Bekir, Resûlullah’ın (s.a.v.) mirasından Hz. Fatıma’ya (a.s.) bir pay vermeyi kabul etmedi.”

Hz. Peygamber henüz hayatta iken Fedek hurmalığını “yakınlarına hakkını ver” ayeti nazil olduktan sonra Hz. Fatıma’ya vermiş olmasına rağmen, vefatından 10 gün sonra Fedek arazisi elinden alınmıştır.

Bundan sonra İmam Ali (a.s.) mescidde bulunan Ebu Bekir’in yanına geldi ve şöyle dedi: “Ey Ebu Bekir! Niçin Fatıma’ya (a.s.) Resûlullah’tan (s.a.v.) kalan mirasını vermiyorsun? Fatıma, Resûlullah (s.a.v.) yaşarken bu araziye sahip olmuştu.”     

Ebu Bekir ona şu karşılığı verdi: “Burası Müslümanlara kalan bir ganimettir. Resûlullah’ın (s.a.v.) burayı kendisine verdiğine dair şahit getirmesi gerekir. Aksi halde buranın üzerinde bir hak iddia edemez.”

Bunun üzerine Emirü’l-Müminin Ali (a.s.) şöyle dedi: “Ey Ebu Bekir! Sen bizim hakkımızda, Müslümanlar için verdiğinden farklı bir hüküm mü veriyorsun?”

Ebu Bekir, “hayır” dedi.

Ali (a.s.) şöyle dedi: “Müslümanların elinde sahip oldukları bir şey varsa, ben gelip bu şey üzerinde hak iddia etsem, kimden belge istersin?”

Ebu Bekir, “Senden isterim” dedi.

Bunun üzerine Hz. Ali (a.s.) şu karşılığı verdi: “Öyleyse şu anda elinde bulunan, üstelik Resûlullah’ın (s.a.v.) zamanından O’nun ölümünden sonraya kadar sahip olduğu bir arazi ile ilgili olarak ne diye Fatıma’dan (a.s.) belge istiyorsun? Niçin Fatıma’nın (a.s.) elinde bulunan bu arazi üzerinde hak iddia eden Müslümanlardan, tıpkı benden istediğin gibi belge ve şahit istemiyorsun?”

Ebu Bekir bir şey söylemeden öylece susup kaldı.

Bunu gören Ömer şöyle dedi: “Ey Ali, bizimle konuşmaya son ver. Çünkü senin sunacağın kanıtlara karşı koyabilecek güçte değiliz. Ya adil şahitler getirirsin ya da orası Müslümanlara kalmış ganimettir; Fatıma’nın da, senin de orada herhangi bir hakkınız yoktur.”

İmam Ali (a.s.) şöyle dedi: “Ey Ebu Bekir! Allah’ın Kitabı’nı okuyor musun?”

“Evet” dedi.

“Peki bana, ‘Allah ancak siz Ehl-i Beyt’ten her türlü kötülüğü uzak tutmak ve sizi tertemiz kılmak ister’ ayetinin kimin hakkında indiğini söyler misin? Bizim hakkımızda mı yoksa başkalarının hakkında mı inmiştir?” dedi.

“Tabii ki sizin hakkınızda inmiştir” dedi.

Bunun üzerine Ali (a.s.) şöyle dedi: “Bazı kimseler, Resûlullah’ın (s.a.v.) kızı Fatıma’nın (a.s.) hayâsızca bir davranışta bulunduğuna dair  şahitlik etseler, Fatıma’ya (a.s.) ne yaparsın?”

Ebu Bekir, “Diğer kadınlara uyguladığım gibi ona da had cezası uygularım” dedi.

Ali (a.s.) şöyle dedi: “O zaman Allah’ın katında kafirlerden olursun.”

Ebu Bekir, “niçin” dedi.

Ali (a.s.) şöyle cevap verdi: “Çünkü, Allah’ın onun tertemiz olduğuna dair tanıklığını reddetmiş, şahitlerin onun aleyhindeki şahitliklerini de dikkate almış olursun. Tıpkı Allah’ın hükmünü ve Peygamberin (s.a.v.)

Fedek’i Fatıma’ya (a.s.) ait kılan hükmünü reddedip, onun Müslümanlara kalmış bir ganimet olduğunu iddia ettiğin gibi. Oysa Resûlullah (s.a.v.), ‘Belge getirmek iddia sahibine,  yemin etmek de inkar edene aittir’ buyurmuşlardır.”

Ayetlerden oluşan bu delillere rağmen fikrini değiştirmeyen Ebu Bekir’e karşı Hz. Fatıma önce onunla konuşmama kararı aldı. Bu karşı duruş, mal hırsından olmayıp; hem seçilen halifeye, hem de onun icraatlarına karşıdır.

Hz. Fatıma (a.s.) mescidde yaptığı konuşmada, Hz. Ali’nin (a.s.) üstün vasıflarını ve Resûlullah’ın (s.a.v.) kardeşi olduğunu özellikle hatırlatmıştı. Bunlara rağmen tavrı değişmeyen Hz. Ebu Bekir ve Ömer’le ölene kadar konuşmamış; hasta yatağında Hz. Ali’nin ısrarı ile yüzünü duvara dönerek dinlemiştir. (Prof. Dr. Haydar Baş’ın, Hz. Fatıma eserinden derlenmiştir).

Hz. Fatıma’nın mücadelesini verdiği emirlere uymak ve sünnetlere riayet bizler için de geçerli ise; Ehl-i Beyt’e sahip çıkmaya, haklarını savunmaya bizler de mecburuz demektir.








Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 7 Ekim 2017 Siyasilerimiz de Atatürkü anlatmalılar
    • 16 Eylül 2017 Tarsusta birlik vardı
    • 26 Ağustos 2017 Hilafet ve Fedek
    • 26 Ağustos 2017 Mantığı iyi kavramak
    • 21 Ağustos 2017 Hz. Fatıma gibi olabilmek
    • 19 Ağustos 2017 İran ziyareti ve güç birliği
    • 12 Ağustos 2017 Batıya ışık tutan İslam medeniyeti
    • 7 Ağustos 2017 Onurlu siyaset onurlu yaşam
    • 5 Ağustos 2017 Onurlu siyaset onurlu yaşam
    • 24 Temmuz 2017 Neden Atatürkü sevmezler?
    • 22 Temmuz 2017 Feraset ehli Türk milleti neden yanlışın peşinden gidiyor!
    • 9 Temmuz 2017 Güzel ahlak için vesile
    • 8 Temmuz 2017 Neden!
    • 3 Temmuz 2017 Çanakkalenin çocuk askerleri
    • 24 Haziran 2017 Bayrama girerken
    • 17 Haziran 2017 Ezber bozan lider
    • 12 Haziran 2017 Türkiyenin meseleleri halledilebilir
    • 29 Ekim 2016 Cumhuriyet Bayramı
    • 22 Ekim 2016 Başkanlık sistemi hangi istikrarı getirecek?
    • 8 Ekim 2016 Dini ve milli bütünlüğümüze yönelik tehditler


     

    En Çok Okunan Haberler

    17028 µs