Piyasalar

28 Mayıs 2016, Cumartesi tsi
°C
REKLAM

En Sıcak Konular

Murat Çabas
Yeni Mesaj Gazetesi

Murat Çabas
8 Şubat 2014

Kendi elimizle Şark Projesi'ni uyguluyoruz



AB ile yürütülen müzakerelerin gerçekte ne anlama geldiğini çok iyi düşünmeliyiz.
Prof. Dr. Haydar Baş, önceki günkü yazısında, “AB’ye girmek demek milletin temsilcilerinin yer aldığı Millet Meclisi’nin hükmünün kalmaması demektir. Türk lirasının yok olması, Türk bayrağının yerine AB bayrağının gönderde dalgalanmasıdır. Ordumuzun gerçek manada AB ordusuna ilhakıdır. Ve günden güne bozulan ahlaki değerlerin Türk gençliğini de mahvetmesidir…” ifadelerinde bulunmuştu.
Sayın Baş’ın bu önemli tespitlerine ve de 50 yıllık AB sürecinde yaşadığımız gerçeklere, AB uğruna verilen tavizlere baktığımızda görülecektir ki; AB ile müzakere süreci, Müslüman Türk milletinin Anadolu’dan çıkartılması projesi olan “Şark Projesi”nin, Türk milletine, kendi eliyle uygulatma projesidir.
Öyle ya, daha AB’ye üye olmamamıza rağmen, siyasilerimiz müzakere süreci öncesi ve bugüne kadar AB neyi talep ettiyse hep yerine getirdi; AB’nin bir dediği iki edilmedi. Meclisimiz adeta AB’den gelen talimatların onay mercii haline getirildi. 
Bir de düşün ki AB’ye –farzı muhal- üyeyiz, milletin iradesi tamamen devre dışı demektir. “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi kalkacak, egemenlik tamamen AB’ye devredilecektir.
Egemenliğin AB’ye devredilmesinin ne anlama geldiğini, Yunanistan örneğinde çok net gördük. Halk AB’nin taleplerine ve çözümsüzlüğüne tepki gösterip, sokaklara çıkmasına rağmen, Yunan siyasiler halkın iradesine değil, AB’nin emirlerine teslim oldular. Ve bugün Yunanistan, iradesi tamamen alınmış bir vaziyettedir.
Bugün AB’ye girmediğimiz halde, sırf AB’ye, ABD’ye şirin gözükmek için Merkez Bankası’nın milli üretim karşılığı para basmasına onay verilmemektedir. Mevcut durumda ufak bir düzenlemeyle MB kendi paramızı basan bir noktaya getirilebilir ama AB’ye giren ülkeler için durum aynı değildir.
Bugün AB içerisinde para basmaya en çok ihtiyaç duyan ülke AB’nin lokomotif ülkesi Almanya’dır; çünkü üretimi en çok ülkedir ama AB Merkez Bankası’na bağlı olduğu için ürettiği halde para basamamaktadır. Büyüdüğü nispette emisyonunu genişletemediği için deflasyon sürecine girmiştir.
Düşünün, AB’yi oluşturan, lokomotifi olan Almanya bile istediği zaman para basamazken, AB üyesi diğer ülkelerin sizce böyle bir şansı kalmış mıdır?
Dolayısıyla Türkiye AB’ye –farzı muhal- girerse, ekonomik özgürlük anlamına gelen para basma hakkını da kaybetmiş olacaktır.
Türk bayrağının Türk milleti için çok anlamı vardır. Prof. Dr. Haydar Baş’ın ifadesiyle bayrağımızdaki hilal, Cenab-ı Hakk’ı, yıldız Hz. Peygamber’i, kırmızı renk ise Allah ve Resulü uğruna canını feda eden şehitlerimizin kanını temsil etmektedir. Yani bizim bayrağımız, milli ve manevi değerlerimizin, medeniyetimizin, inancımızın, bağımsızlığımızın, destanlarla dolu tarihimizin vazgeçilmez sembolüdür.
AB’nin bayrağı, 12 yıldızdan oluşmaktadır ve AB’li yetkililerin de ifadeleriyle 12 havariyi temsil etmektedir. AB’nin marşı ise teslis inancının ifadeleriyle doludur. AB, bayrağıyla, marşıyla ön plana çıkardıklarıyla “Ben bir Haçlı kulübüyüm” diye bağırmaktadır.
AB bir Hıristiyan birliğidir ve Türkiye’yi 50 yıldır kapısında süründürmesinin asıl nedeni de Müslüman bir ülke olmasıdır.
Hatta Alman profesör Neumark’ın ifadesiyle, Türk milleti topyekun Hıristiyan olsa da Türkiye AB’ye alınmayacaktır, çünkü takiyye yapıyorlar diye düşüneceklerdir.
AB’ye –farzı muhal- girersek, ordumuz da Haçlı ordusu saflarında olacaktır; bugün de aynı vazifede gözüksek de, bu siyasilerimizin kararındandır. Eğer milli bir irade iş başına gelirse, Türk ordusu bir anda dünyanın en güçlü ordusu oluverir. Ama AB saflarında yer alırsak artık böyle bir şansımız da kalmayacaktır.
Yine AB’ye –farzı muhal- girersek, inancımızdan kaynaklanan kültürümüzü, ahlakımızı bir kenara koyup, “zina bizim kültürümüzdür” diyen, ahlak zabıtalarının bile ahlaksız olduğu AB kültürüne dahil olacağız. Ne aile kalacak ne de nesil…
Zaten biz buna “Şark Projesi” diyorduk ve Merkel tarafından “ucu açık” olarak ifade edilen müzakerelerin gayesi, Türkiye’ye AB üyesi olmadan bu kaderi yaşatmaktır. 
Siyasilerimiz derhal bu çıkmaz sokaktan geri dönmelidir; bu ayıp değil, fazilettir.








Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.





    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 27 Mayıs 2016 Atatürk olmasaydı
    • 26 Mayıs 2016 Laiklik nedir, ne değildir?
    • 25 Mayıs 2016 Dokunulmazlıkların kaldırılması resmi parçalanmayı getirecek
    • 24 Mayıs 2016 Muhteşem kongre, örnek Lider
    • 18 Mayıs 2016 Arz-ı Mevud temizliği Güneydoğuda
    • 13 Mayıs 2016 Ehl-i Beyt Medeniyeti ve İmam Alinin adaleti
    • 12 Mayıs 2016 İsraili telin eden Büyük İsrailciler
    • 11 Mayıs 2016 Her taşın altından 'Büyük İsrail' çıkıyor
    • 10 Mayıs 2016 Büyük jestlerle biten restler
    • 6 Mayıs 2016 Kilise roketler üçer üçer yağıyor
    • 5 Mayıs 2016 İcazetle gelmek kolay sonu hüsrandır
    • 4 Mayıs 2016 MEMsiz her yer karanlık MEMle bütün yollar açık
    • 3 Mayıs 2016 Gençlik Lideriyle buluştu
    • 29 Nisan 2016 İki Kabe düşmanı: Ebrehe ve Yezit
    • 27 Nisan 2016 Zühd ve takva timsali İmam Zeynelabidin (a.s.) (1)
    • 26 Nisan 2016 Dinlerarası Diyalogun kokusunu ne yapacağız?
    • 22 Nisan 2016 Dinlerarası Diyalogculara Hz. Peygamber tokadı
    • 21 Nisan 2016 Hz. Peygambersiz din olmaz
    • 20 Nisan 2016 Birlikte rahmet ayrılıkta azap vardır
    • 15 Nisan 2016 Kurtuluş için iki emanet: Kuran ve Ehl-i Beyt


     

    En Çok Okunan Haberler


    39523 µs