Piyasalar

17 Haziran 2019, Pazartesi tsi
°C

En Sıcak Konular

Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi
Yeni Mesaj Gazetesi

Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi
18 Kasım 2011

Ehl-i Beyt’in iman çilesi



Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd ve sena, Resulü Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa ve Ehl-i Beyt’ine salat ve selam olsun.  Tarihin önemli bir dönemecinden geçiyoruz. Ülkemizde, bölgemizde yaşanan olaylar bir kırılma noktasını gösteriyor. Olayları doğru izlemek, doğru analiz etmek ve doğru tavır alabilmek büyük önem arz ediyor. Yüzyıllardan beri ekilen ayrık otları, bugün İslam alemini bölme parçalama noktasına getirdi. Zenginliğimiz olması gereken değerlerin istismarıyla hak batıl, batıl ise hak kabul edilir oldu. İşte böylesi bir zaman dilimini idrak ediyoruz. Bizim bir bakış açısına ihtiyacımız var, bizim bir kurtarıcı nefese ihtiyacımız var, Peygamberimizin bize emanet olarak bırakmış olduğu Ehl-i Beyt’e ihtiyacımız var. İşte tam da bu noktada Sünni ve Şia kaynaklarından hareketle Ehl-i Beyt külliyatını kaleme alan ve Uluslararası Ehl-i Beyt Sempozyumu’nu tertipleyen Üstad Prof. Dr. Haydar Baş Hocamıza da minnetlerimi sunuyorum. Uluslarası Ehl-i Beyt Sempozyumu’nun hazırlanmasında katkısı olanlara, bu etkinliğe katılanlara ve ekranları başında bizleri izleyenlere de saygılarımı sunuyorum.

Ehl-i Beyt’in hayatı nasıl geçti sorusunun cevabı: İman çilesidir. İslam’ın ve imanın Allah’ın muradına ve Resullulah Efendimizin sünnetine uygun kalabilmesi için şahadet, gurbet, gözyaşı, mücadele ve mağduriyetler içinde geçmiştir bu çileli hayatlar.
Şehadet şerbetini yudumlayan Peygamber soyu Ehl-i Beyt’in hemen hemen hepsinin şehit edilmeleri, yaşadıkları iman çilesinin çok ciddi bir göstergesidir. Masum Ehl-i Beyt çocuklarının yaşlarına bakılmaksızın şehit edilmeleri verilen iman çilesinin önemli bir göstergesidir.

Hz. Fatıma anamızın Fedek arazisi konusunda ortaya koyduğu siyasi mücadele, elinden alınan arazinin davası olmanın ötesinde, bir iman mücadelesidir. Bu konudaki hutbelerinde ve konuşmalarında Resullullah’ın (s.a.v.) bıraktığı çizgiden sapmayı, İslam’ın esas çizgisinden uzaklaşmayı haykırmıştır. Hem halifelik haksız yere İmam Ali’nin elinden alınmış, hem de bizzat kendi malı olan Fedek ellerinden alınmıştır. İşte Ehl-i Beyt’in yaşadığı iman çilesi. İmanın selameti, hukukun tecellisi için mücadele etmiştir Hz. Fatıma. İmam Hüseyin ve Kerbela şehitlerinin ortaya koyduğu kararlı tutum, Emevi baskı ve hileleriyle bitirilmek istenen Ehl-i Beyt yolunun yani İslam’ın, eşsiz bir iman mücadelesidir. İktidar hırsıyla her türlü cinayeti meşru gören, İslam ve iman esaslarını hiçe sayan düşünceye karşı mücadele verilmiştir. Evet, Hz. Hüseyin ve yakınları çoluk çocuk kızgın güneş altında Yezid’in askerlerince, hem de Fırat nehrinin kıyısında susuz bırakılmıştır. Kerbela’da Hz. Hüseyin’in  ashabından şehit edilenlerin sayısı 72 kişi idi. Bu şehitlerin 23’ü İmam Hüseyin ve ev halkı idi. Bu misilsiz mücadelenin ruhu, batıl karşısındaki mücadele azmi, günümüze kadar canlılığını korumuş, kıyamete kadar da koruyacaktır. Bu bir galibiyettir. Mesajı kıyamete kadar baki kalacak bir ölçü yumağıdır. Günümüzde milletimizin birliği ve İslam ülkelerinin toprakları üzerinde emelleri olan güçler,  Emevi ve Abbasi’lerin İslam yorumları ile siyaset ve devletin gücünü arkalarına alarak Müslümanlar arasında birlik ve beraberliği ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Peygamberimizin ve Ehl-i Beyt’inin yolundan gidiyoruz deyip de yezidlerin safında yer almak ciddi bir nasipsizliktir. Bu olsa olsa Hz. Hüseyin’i, Kufe’ye çağırıp da onu yalnız bırakanların hali ile hallenmektir. Fakat şunu bilmiyorlar Allah dininin sahibidir. Bu mesaj dün böyle tecelli etmiştir; bugün ve kıyamete kadar da böyle tecelli edecektir.
Ehl-i Beyt hanedanının dinlerini yaşayabilmeleri, can emniyetlerini temin edebilmeleri için Mekke’den, Medine’den, Hicaz topraklarından Orta Asya’ya, Türkistan’a göç etmeleri bir iman çilesidir. Allah adına çekilen çilelerin mutlaka bir karşılığı vardır. Bakınız kader nasıl tecelli ediyor.

Türklerin Müslüman oluşu
681’de Kerbelâ’da Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi sonucu Türkistan’a göç eden Peygamberimizin aile efradı, Horasan ve Mâverâünnehir bölgelerinde büyük ilgi gördüler. Ehl-i Beyt hanedanının Kerbela’dan sonra yaşam haklarının kısıtlanması bu göçü zorunlu kılmıştır. Peygamberimizin emanetlerinin çektiği iman çilesinin ne kadar yüksek yoğunlukta olduğunu görüyoruz. Türkistan’a gelen Ehl-i Beyt imamları, tasavvuf erbabı ve tüccarlar, İslâmiyet’in bu coğrafyada yayılmasına önemli katkıda bulunmuşlardır. Kaderin tecellisine bakın ki, mazlum ve mağdur olan Ehl-Beyt’in İslam’ı tebliği, ibadet ve takva hayatları İslam’ın orta Asya’da yayılmasını temin etmiştir.
Annesi Horasanlı bir Türk olan Abbâsî halîfesi Me’mun’un, İmam Rızâ’yı veliaht tayin etmesi, hem Türklerin Abbasî yönetiminde söz sahibi olmaya başlamalarını temin etmiş, hem de İslâmiyet’le tanışmalarını sağlamıştır.
Türkler Ehl-i Beyt eliyle İslam’ı kabul etmişlerdir. Türkler İslamiyet’i kabul eder etmez İslam’ın askeri olmuşlardır.  ’Asakirullah’ unvanını almışlardır. Haklının yanında haksıza karşı verilen mücadelede hep başta olmuşlardır. Hatta Türkler on birinci imam olan İmam Hasan’a, “Asker” (bizden) diye hitap etmişlerdir.

Anadolu’nun Türkleşmesi’nde Ehl-i Beyt nefesi
Anadolu Selçuklu Devleti, Anadolu’yu fethettiğinde bir tane Müslüman yoktu. Ehl-i Beyt’in pak neslinden olan Hoca Ahmet Yesevi’nin iman çilesi ile yetiştirdiği Alperenlerin Anadolu’daki faaliyetleri ile değişik etnisite ve dine mensup Anadolu’daki halk İslamlaşarak Türkleşti. Ehl-i Beyt’in tasavvufi İslami hoşgörüsü Hacı Bektaş-i Veli, Mevlana, Sarı Saltuk, Ahi Evren, Abdal Musa gibi Ehl-i Beyt mensuplarının gayret ve himmetleri ile Anadolu’yu ilmek ilmek işlemesi ile bu topraklarda yaşayan Ermenisi, Rumu, Keldanisi, Süryanisi kısaca ne kadar inanç grubu varsa, hepsi İslamlaşarak Türkleşmişlerdir. Türklerin İslam’ı kabul etmeleri Ehl-i Beyt eliyle olmuştur. Bizim toplumumuzda hemen hemen her ailede bir Ehl-i Beyt mensubunun ismini görürsünüz. Ehli Beyt’in İslam’ı yaşam tarzı Türk milletinin İslam’ı anlama ve yaşamasında esas olmuştur. Asker ocağı sancağının üzerinde “La fetta illa Ali, La seyfa illa Zülfikar (Ali’den başka yiğit, Zülfikar’dan başka kılıç yoktur)” hadis-i şerifi yazılı idi. Bu ruhla ve Ehl-i Beyt’in nefesi ile Türkler, cihan devleti olmuşlardır.

Müslümanların elinden dinleri alınmaya çalışılıyor
Ehl-i Beyt’in iman çilesi bitmedi. Bu çile kıyamete kadar baki kalacaktır. İslam’ ı ve imanı ortadan kaldırmak isteyen harici mantığı, Emevi siyaseti bugün de geçerlidir yarın da geçerli olacaktır. Burada çok hassas bir noktaya dikkatlerinizi çekmek isterim. Gayrimüslimden gelen saldırı açık bir saldırıdır buna karşı tedbirinizi alırsınız. Burada şehit de olursunuz, gazi de olursunuz. Fakat Ehl-i Beyt’e karşı yürütülen bu taarruz din kisvesi altında yapılmaktadır. Müslümanlar Alevi-Sünni adı altında kamplara bölünmektedir. Nedir Alevi, Hz. Ali’yi sevenler, Ali’yi sevmemek mümkün mü, Ali’yi sevmek bir iman meselesidir; Hz. Fatıma’yı sevmek iman meselesidir; Hz. Hasan’ı sevmek iman meselesidir; Hz. Hüseyin’i sevmek iman meselesidir. Onları sevmek ve Ehl-i Beyt’in yolundan gitmek İslam’ın bizzat kendisidir.

Gelelim Sünniliğe… Sünnilik yani sünnet-i seniyye üzere olmak… Bizzat Allah tarafından tathir ayetinde beyan buyrulduğu üzere temiz oldukları tescilli olan, Ehl-i Beyt’e uymaktır gerçek sünnet. Görüldüğü gibi, ikisi de birdir. Peki bu ayrılık neyin nesidir. Bugün gerek ülkemizde gerek dünyada Şii-Sünni kavgaları dış merkezlidir. Bir fitnedir. Emperyalist güçlerin bir oyunudur. Artık buna son vermenin vakti geldi geçiyor. Bakınız Arap Baharı adı altında ABD, BOP’u gerçekleştirmek adına İslam ülkelerinde bir iç savaş başlattı. Şimdi de bir Sünni-Şii çatışmasının fitilini ateşlemeye çalışıyor. Emevi zihniyeti yine iş başında; kalkıyor din bezirganı ‘Şiilerle savaşmak caizdir, ölen de şehittir’ diyor. Senin dilini eşek arısı soksun! Kalkıyor, Amerika’nın işgal projesinde yer alıyor, bilerek veya bilmeyerek hem kendisi Allah’ın azabına koşuyor, hem milleti büyük bir felaketin içine sürüklüyor. Şu unutulmamalıdır ki, zulüm ile payidar olunamayacaktır.
İşte tam da tarihin bu kritik kırılma noktasında Üstad Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızın tarihe yön verecek, asırlardır özlenen mesajı ile buluşuyoruz. Ben Sünni bir ailenin mensubuyum. Alevilik hakkında doğru dürüst bilgimiz de yoktu. Ehl-i Beyt ise hiç gündemimizde yoktu. Aman Allah’ım, bu güneş bugüne kadar nasıl gizlenebilmiş! Bugüne kadar bize Ehl-i Beyt’siz bir İslam, Eh-i Beyt’ten mahrum bir din dayatılmış. Gönül iklimimiz kuraklaştı, göz pınarlarımız kurudu, aşk nedir, muhabbet nedir, feyz nedir bunlar bizim için yabancı kavramlar haline geldi. Özden uzaklaştık, cisme takıldık, adına din dedik, İslam dedik ama bal gibi kapitalizmin ölçülerini ölçü edindik.

Günümüzdeki sapık akımların panzehiri Ehl-i Beyt’in yaşadığı İslam’dır
Günümüzde Vatikan destekli dinlerarası diyalog çalışmaları bütün İslam ülkelerinde yıkıcı etkisini sürdürmektedir. Arkalarına aldıkları siyasi güçle, yıkıcı etkileri daha da büyümektedir. Şu kadar ayet-i kerimeye bu kadar hadis-i şerife rağmen Hz. Muhammed’siz bir din anlayışını temsil eden, gayri müslimlerinde kurtulmuş olduğunu iddia eden bu akım tamamen müminlerin imanını hedef almıştır. Buradaki hedef dini olmaktan ziyade, ayaklarımızın altındaki vatan topraklarını ele geçirmektir. Bu diyalog çalışmalarının Türkiye’de başladığı yıllarda, diğer İslam ülkelerinde de başlatılması çok manidardır. Bu bir haçlı seferidir. Komplo bütün İslam alemini hedef almıştır.
Necranlılardan iki rahip, Hazret-i Resûl’e (a.s.) geldiler. Konuşurlarken Allah’ın Resulü bunlara, "İslam’a giriniz!" buyurdu. Onlar, "Biz sizden çok önce İslam’a girmişiz" dediler. Hazret-i Resûl, "Yalan söylüyorsunuz; şu üç şey sizde oldukça siz İslam değilsiniz: 1-Allah’ın çocuğu var sözünüz, domuz eti yemeniz ve haça tapmanız."
Onlar, "Öyle ise İsa’nın babası kimdir?" dediler. Cenab-ı Resul, onların bu sorularına verecek cevabı bilmiyordu. Sükût etti. Bunun üzerine Allah-u Teala bu ayet-i celileyi indirdi. Allah’ın Resulü ayetleri okudu. Onları lanetleşmeye davet etti.
Bu emir gereği, Hz. Muhammed, doğrunun yalancıdan ayırt edilmesi için Nasranilere mübahele (karşılıklı beddua) yapma önerisinde bulundu. Nasraniler de bu öneriyi kabullenip bu işin yarına bırakılmasını söylediler. Mübahelenin kararlaştırıldığı günün ertesi Nasranilerin hepsi yetmişten fazla kendi alimlerinin eşliğinde, Medine’nin çıkışında, Hz. Muhammed’in çok büyük ve kalabalık bir toplulukla onları yıldırmak ve korkutmak için geleceğini bekliyorlardı. Aniden Medine kalesinin kapısı açıldı ve Hz. Muhammed sağında bir genç, solunda hicaplı bir kadın ve ön tarafında ise iki çocuk olduğu bir halde gelerek Nasranilerin karşısındaki bir ağacın altında oturdular. Sadece beş kişiydiler.
Nasrani’lerin büyük alimi Oskof, mütercimlerden Hz. Muhammed ile gelenlerin kim olduklarını sordu. Mütercimler, “O genç, O’nun damadı ve amcası oğlu Ali bin Ebu Talib’tir, o kadın O’nun kızı Fatıma Zehra’dır, o iki çocuk ise O’nun torunları ve kızının evlatları olan Hasan bin Ali ve Hüseyin bin Ali’dir." dediler. Oskof bu durumu görünce Nasrani alimlerine şöyle dedi: "Bakınız Muhammed nasıl da mutmain bir halde en yakınlarını, evlatlarını ve en çok sevdiği azizlerini mübahaleye getirip onları belaya maruz bıraktı. Allah’a and olsun ki, eğer O’nun tereddüt veya korkusu olsaydı, asla onları getirmez ve mübaheleden vazgeçerdi veya en azından ailesinden olan azizlerini bu hadiseden uzak tutardı. O’nunla mübahele yapmamız, kesinlikle doğru değildir.
Eğer Rum Kayseri’nden korkmasaydım O’na iman ederdim. Öyleyse O’nun isteklerini kabullenerek O’nunla anlaşıp kendi şehrimize dönelim." Onların hepsi; “Söylediklerin sahih ve doğrudur” deyip Oskof’u tasdik ettiler. Daha sonra Oskof, Peygamber’e; “Biz seninle mübahele yapmıyor, anlaşmak istiyoruz” dedi. Hazret de onların bu teklifini kabul ettiler.” Bu zararlı akıma karşı verilecek en güzel cevabı Ehl-i Beyt vermiştir. Kıyamete kadar olacak bu batıl iddialara karşı Ehl-i Beyt, Necran hıristiyanlarıyla lanetleşmeye gelerek bizzat cevap vermişlerdi. Biz de Ehl-i Beyt yolunun mensupları olarak, bu batıl iddialar karşısında her zaman lanetleşmeye hazırız.

Prof. Dr. Haydar Baş’ın değerli hizmeti
İmanını kaybeden kişiye ’sen İslamlaşarak Türkleştirildin, halbuki sen Türk değilsin, Rumsun, Ermenisin, Keldanisin, Süryanisin’ denmektedir. Bu tespit yıllar öncesinden Üstad Prof. Dr. Haydar Baş tarafından yapılmıştı. Maalesef bugün bu süreç ülkemizde epey mesafe kat etmiş  durumdadır. Yine Üstadın himayesinde 1998 yılında düzenlenen "dini bütünlüğümüz milli bütünlüğümüzün teminatıdır" sempozyumunda bunun altı bizzat kendileri tarafından çizilmişti. İslam’ı anlamak ve yaşamak adına felsefeden ve materyalist yaklaşımlardan uzak durmak zorundayız. Dinin içine felsefe ve materyalizmin bakış açısını karıştığınızda siz İslam zannedersiniz ama bu İslam değildir. Hadis-i şerifte buyrulan ‘sabah mü’min akşam kâfir, akşam mü’min sabah kâfir olacak’ ikazının muhatabı olursunuz. O halde bizler Ehl-i Beyt’in yaşadığı İslam’ı öğrenmek ve onlara bağlı onlardan tefeyyüz ederek, onların kapısından ilmin şehrine girerek İslam olmalıyız, müslüman olmalıyız.  Alevilik konusunda toplumda var olan bir takım olumsuz algılar bilerek veya bilmeyerek topluma dayatılmaktadır. Hatta AB ilerleme raporunda Alevilik sanki farklı bir din olarak takdim edilmeye çalışılmaktadır. Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında cereyan eden güya sözde "Arap baharı" adı verilen işgal hareketi, İslam ülkeleri içerisinde iç savaş çıkararak Müslümanlar devre dışı bırakılmaya, İslam ülkelerinin vatan toprakları da işgal edilmeye çalışılmaktadır. Maalesef bu konuda da epey mesafe alınmış durumdadır. İşte bu oyunun adı Alevi - Sünni çatışması olarak özetlenebilir. Irak bu konuda model bir ülke olmuştur, keskin çizgilerle ayrılmış farklı coğrafyalara bölünmüştür. Aynı kaynaktan beslenen Müslümanlar ayrı kamplara ayrılmıştır. Günümüzde deccaliyet kol gezmektedir. Hıristiyanın safında Müslümanlara namlu çevrildiği bir dönemden geçiyoruz. Bugün, Türk milletini yönetenler haçlının safında yer almış ve namluyu  Müslümana çevirmişlerdir.

İşte böyle bir zaman diliminde Üstad Prof.Dr. Haydar Baş Hocamızın Ehl-i Beyt külliyatı, imdadımıza yetişmiştir. Biz de bilmiyorduk, bu kadar da tahmin etmiyorduk. Kitapları okuyunca gördük ki var olan ayrılıklar suni. O halde bu unsurların yeniden bir araya gelmesi gerekmektedir. Muhterem üstadım Prof. Dr. Haydar Baş Hocamızı tanıma şerefine nail olduğum 1985 yılından beri o hep bize İmam Ali’den bahsetti. Ehli Beyt-i Resullullahı sevdirdi, Alevilik ve Sünniliğin bir bütün olduğunu öğretti. Bıkmadı usanmadı, biz yıldık o yılmadı; biz yorulduk o yorulmadı; biz ümitsizliğe düştük o sürekli Ehl-i Beyt’in nefesi ile bizleri diriltti. Sayıları yüz binleri aşan bir kadro yetiştirdi. İslam aleminin gündemine birlik hedefini koydu. Vakti saati gelmiş olacak ki, bütün bu birikimini insanlık alemi ile paylaşmak için, Ehl- Beyt’in kurtarıcı nefesini insanlara ulaştırmak için, Ehl-i Beyt külliyatını kaleme aldı. Birliğin adresinin Ehl-i Beyt olduğunu haykırdı. Şimdi de Uluslararası Ehl-i Beyt Sempozyumu ile Sünni, Şii, Alevi ve Caferi dünyasının çok muhterem üstadlarını bir araya getirdi. Kendisine şükranlarımı takdim ediyorum.









Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.




    Meltem Haber Facebook'ta! Meltem Haber Twitter'da! Meltem Haber Friendfeed'de! Meltem Haber RSS

    Diğer köşe yazıları

     Tüm Yazılar 
    • 27 Ekim 2017 Yedi başlı ejderha
    • 20 Eylül 2017 Irak bölgesel kürt yönetiminin referandumu nelere gebe
    • 8 Ağustos 2017 İkinci 15 Temmuz güneyden mi gelecek?
    • 10 Temmuz 2017 Paristen İstanbulu seyretmek
    • 13 Haziran 2017 Tarım deyip geçmeyelim
    • 7 Haziran 2017 Katar üzerinden verilmek istenen mesajı okuyalım
    • 8 Mayıs 2017 Müslümanlar birbirinden ne kadar haberdarlar
    • 6 Mayıs 2017 O bir İcmal genciydi
    • 28 Nisan 2017 Gençlik hakkında
    • 2 Nisan 2017 Çağımızın Bozkurtuna ihtiyaç var
    • 19 Mart 2017 Dünyanın en faydalı meyvesi hangisi?
    • 9 Mart 2017 Srebrenitsayı unutmayalım!
    • 3 Mart 2017 Köprü
    • 25 Şubat 2017 Saldırı insan odaklı yapılıyor
    • 17 Şubat 2017 Kök hücrelerimizden haberdar mıyız?
    • 8 Şubat 2017 Post-truth mu yoksa gerçeklik mi?
    • 30 Ocak 2017 Kıyamet saati 2.5 dakikayı gösteriyor
    • 25 Ocak 2017 Yeni Dünya Düzeni kaçınılmazdır
    • 18 Ocak 2017 'Badel harabül Basra' demeden
    • 14 Ocak 2017 Zifiri karanlıktan nasıl çıkılacak?

    En Çok Okunan Haberler



    Haber Sistemi Haber Sistemi altyapısı ile çalışmaktadır.
    1836079 µs