Piyasalar

16 Aralık 2017, Cumartesi tsi
°C

En Sıcak Konular

Atatürk misyonerlere geçit vermedi

8 Ekim 2017 14:34 tsi
Atatürk misyonerlere geçit vermedi Eğitimci Sabiha Karamustafa, “Osmanlı döneminde rahatça at oynatabilen misyonerler, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde aynı ortamı bulamadılar” dedi.

Eğitimci yazar Sabiha Karamustafa’nın Ankara’da düzenlenen ‘Atatürk Vatandır Sempozyumu’ndaki tebliğini önemine binaen aynen aktarıyoruz:

Misyonerliğin dinî amacı hiç kuşkusuz ki Hıristiyanlığı tüm dünya üzerinde tek din haline getirmektir. Siyasi amacı ise, Hıristiyanlık haricinde dinlerin hâkim olduğu milletler ve topluluklarda, eğitim hususunda ve kültürel sahalarda yozlaşmaya yönelik faaliyetler yapmak, ilgili milletlerde etnik, kültürel, sosyal çatışmaları körüklemek ve devletleri parçalamak. Bu doğrultuda dünya üzerinde bulunan pek çok emperyalist güç; dini, siyasi ve ekonomik hedeflerine ulaşmak adına misyonerlik çalışmaları yürütmüştür.

Hemen hemen tüm İslam coğrafyasının yönetimini elinde bulunduran Osmanlı, batılı Hıristiyan güçlerin hedef tahtasındaydı. Fransız, İngiliz, Amerikan, Alman, Rus vb. pek fazla sayıda misyonerlik teşkilatının faaliyet sahası olarak seçilen bu coğrafya, etkisi uzun yıllar hissedilecek trajedilerin merkezi konumuna geldi.

Amerika Birleşik Devletleri, Osmanlı coğrafyasında yoğun çalışmalarla misyonerlik çalışmaları icra etti. 1810 yılında Boston’da kurulan “American Board of Commisioners for Foreign Missions” kısaca BOARD adlı Protestan teşkilatı misyonerlik çalışmalarını başlatmıştır. Bundan başka, 1868 yılında kurulan “Woman’s Board of Missions” ve “Woman’s Board of Missions of the Interior” gibi kadın dernekleriyle “American Bible Society”, “The Near East Relief” gibi cemiyetler ve örgütler, İslam coğrafyasında ve bilhassa Anadolu topraklarında misyonerlik faaliyetleri yürütmüştür. Bu teşkilatlar içerisinde en fazla gayret sarf edeni BOARD adını taşıyan misyonerlik topluluğu olmuştur. Anadolu’yu, ileride ele geçirmeyi düşündükleri Asya’nın anahtarı olarak nitelendiren BOARD ajanları, 1820 yılında Osmanlı topraklarına ayak basmışlardır. Plenky Fisk ve Levi Parson adındaki bu ilk ajanlar, uzun yıllar süresince tüm Osmanlı coğrafyasını gezmiş, Osmanlı tebaasının arasına karışmış, ülkenin ekonomik, dini ve coğrafi yapısını araştırmış, halkın psikolojik durumunu, tebaanın eğitim durumunu, kültürel ve sosyal yapısını tahlil eden raporlar hazırlamışlardır.

Bu süreci Osmanlı Devleti idaresindeki şehirlerde Amerikalı misyonerlere ait pek çok “kültürel ve sosyal müessese”nin kurulması izlemiştir. Bu müesseseler önem sırasına göre okul, hastane, yetimhane, kilise, çocuk yuvası gibi gruplar altında hayat bulmuştur. Bunlar içerisinde en fazla etki yaratan ve yüksek ihtimalle Osmanlı’nın çökmesinde de en önemli etken olarak adlandırabilecek olduğumuz kuruluş elbette ki okullardır.

Ajan okullarının öncelikli amaçları nelerdi?

- Faaliyet gösterdikleri bölgedeki halka Hıristiyanlık inancını yaymak,

- Mensubu oldukları yabancı ülkenin, Osmanlı Devleti üzerindeki menfaatlerinin takipçisi olmak ve Osmanlı Devleti’ni parçalamak,

- Kendi ülkelerinin ihtiyaç duyduğu hammaddeler için yeraltı ve yerüstü kaynaklarını araştırmak ve özellikle bu bölgelerde faaliyetlerini yoğunlaştırmak,

- Her türlü siyasi ve ekonomik karışıklıkları desteklemek ve muhtemel çatışmalara zemin hazırlamak,

- Osmanlı topraklarını sömürge haline getirecek fikri yapıyı kendi okullarında hazırlamak,

- ABD çıkarlarına hizmet edebilecek yönetici zümresini yetiştirmek.

1831 Yılında Amerikan Board’un Türkiye Misyonu faaliyete geçti. İstanbul İstasyonunun kuruluşunun hemen akabinde Amerikan Board’un desteğiyle  1831-1832 yıllarında İstanbul’da Rumlara yönelik temel eğitim veren 4 okul Tarlabaşı, İstanbul, Yeniköy, Büyükdere açıldı.

1834 yılında Ermenilere ait Pera Erkek Okulu, 1840 yılında Bebek Yatılı Koleji daha sonra Bebek Yatılı Koleji 1860’da din adamı yetiştirmek üzere Merzifon’a taşındı.

Amerikan Board İstanbul merkezinin kuruluşunu takip eden yıllarda Anadolu’da da merkezler kurulmaya başlanmıştı. Bursa, Trabzon, Erzurum, Antep, Musul, Arapkir, Tokat, Kayseri, Maraş, Halep, Sivas, Harput, İzmit, Urfa, Antakya, Diyarbakır gibi merkezler kurulmuştu.

1910 yılında Amerikan merkezli 444’e varan misyon okulları vardı.

Eğitim kılıflı misyonerlik faaliyeti

Fransız Çıkarlarını Koruma Komitesi adlı örgütün 1912 yılında yaptırdığı bir araştırmaya göre, Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren 94 Fransız okulunda 22 bin 425 öğrenci okuyordu. O dönemde devlete ait lise sayısı1923 yılında yalnızca 23 tane idi.

Müslüman Türk aileleri iyi eğitim alma, yabancı dil öğrenme ya da kolay iş bulma bibi gerekçelerle giderek artan oranlarda çocuklarını bu okullara veriyordu. Latin ve Protestan misyoner okullarında okuyan Türk öğrencilerin, Türk okullarında okuyan tüm öğrencilere oranı 1900 yılında yüzde 15 iken, 1910’da yüzde 60’a, 1920’de yüzde 75 gibi çok yüksek rakamlara ulaşmıştı.

Fener Rum Patrikhanesi’nin, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde açtığı ve açtırdığı çok sayıda okul, hastane ve vakıf vardı. Avrupa devletleri Patrikhane’nin açtığı ve Anadolu’yu Helenleştirmenin araçları olarak kullandığı bu okulları, ilkokuldan liseye dek, kendi okullarına denk sayıyor, burayı bitiren Rum gençler; Atina’ya da, Avrupa üniversitelerine de Avrupalı öğrenciler gibi kabul ediliyordu. Alman Prof. Kruger bu okullar için Rum milliyetçiliğin birer kalesi diyordu.

Rumlar eğitim kurumlarının örgütlenmesi işine misyonerlerin Osmanlı topraklarına ayak basışlarından önce girişmişlerdi. 1821 ayaklanmasından önce imparatorluk dahilinde İzmir, İstanbul, Sakız, Ayvalık olmak üzere 4 adet yüksek eğitim veren kurumları vardı.

Osmanlı Devleti’nde Protestanlaştırma faaliyetlerini sürdüren bir diğer ülke ise İngiltere idi. Ortadoğu ve Anadolu’ya yönelik olarak çalışan İngiliz misyonerleri 19. yüzyıldan itibaren Mezopotamya ve Ege yöresinde yoğun olarak İstanbul, Antalya, Harput, Ankara, İzmir, Erzurum, Bursa, Antep gibi şehirlerde okul açmışlardır. World Missions’un 1914 yılına ait istatistiklerine göre İngiliz Misyoner Cemiyetlerinin (British Missionary Societies) Osmanlı Devleti’nde 178 okulu ve 12 800 öğrencisi vardı. 1919 tarihli bir rapora göre ise Milli Mücadele öncesi Anadolu topraklarındaki İngiliz misyoner sayısı 23 olup, bunların 7 ilkokulu ve 5 tane de ortaokulu vardı. Bu okullarda 86’sı çocuk yuvasında, 740’ı ilkokullarda, 134’ü ise ortaokullarda olmak üzere toplam 2190 öğrenci öğrenim görüyordu.

Alman misyonerler de topraklarımızdaydı

İngiliz, Fransız ve Amerikan misyonerlik faaliyetleri kadar yaygın olmamakla beraber Alman misyonerleri de Osmanlı ülkesine geldiler. Bunlar daha çok Kudüs, Beyrut, İzmir ve İstanbul gibi merkezlerde açtıkları okullar sayesinde çalışmalarını sürdürdüler. Söz konusu okulların dini propagandadan ziyade Almanya’nın ekonomik ve kültürel nüfuzunun bölgede yayılmasını sağlamaya yönelik faaliyette bulundukları bilinmektedir. Birinci Dünya Savaşı sonlarında Türkiye’de faaliyette bulunan Alman misyonerlerinin sayısı 79 eğitim elemanı ve 791 rahip olmak üzere 890’dır. Ayrıca 7 çocuk yuvası, 17 ilkokul ve bir ortaokul ile iki hastane ve bir dispanserleri vardı.

İtalyanlara ait misyonerlik faaliyetleri de çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere Hatay, Beyrut, Selanik, Bingazi, Derne, Humus ve Trablusgarp gibi yerlerde yoğunlaşmış olup, diğer misyonerler gibi bunlar da eğitim ve öğretim faaliyetlerine ağırlık vermişlerdir. İtalyan soyundan gelen Ivrea rahip ve rahibeleri ile İtalyan Cizvitleri tarafından açılan -büyük kısmı ilkokul seviyesinde- okulların esas gayelerinden biri Katolikliği yaymanın yanı sıra İtalyan dili ve kültürünü öğretmekti.

Osmanlı Devleti 19. yüzyılda en yoğun ve çok yönlü bir misyoner faaliyetine sahne olmuştu. Ülke adeta bir baştan bir başa misyonerler tarafından açılan okullarla donatılmış. Devletin bazı bölgelerindeki eğitim ve öğretim kurumlarının yeterli olmaması misyoner okullarına olan ilgiyi arttırmıştı. Bu okullarda din propagandasının yapıldığı, kendi dil ve kültürlerinin öğretildiği, özellikle Fransız İhtilali sonrasında gelişen milliyetçilik akımının azınlıklar arasında yaygınlaştırılmaya çalışıldığı düşünülürse ne derece etkili oldukları açıkça kendini gösterir.

Bu durumu gözleyen Osmanlı yöneticileri, anılan okulları denetim altına almak ve zararlı faaliyetlerini engellemek olmak için çeşitli düzenlemelere gittilerse de, gerek kapitülasyonlar gerekse büyük Batılı devletlerin müdahaleleri yüzünden istedikleri sonucu alamadılar. Dolayısıyla bu okullarda Türklük ve Müslümanlık aleyhtarlığı işlenirken Türkçe vb. derslerin de yetersiz verildiği kaynaklarda yer almaktadır.

1900’de sadece Amerika’ya ait 400’ü aşkın okulda 20 bine yakın öğrenci öğrenim görürken, aynı yıllarda faaliyet gösteren idadi ve sultani sayısı 69 idi. Ve bunların sadece 7 bin civarında öğrencisi vardı. Aynı dönemde Osmanlı topraklarındaki toplam yabancı okul sayısı 2 bin civarında idi. Bunlara azınlıkların kendi okulları da ilave edilirse bu sayı toplam olarak 10 bine yaklaşmaktadır. Bundan dolayıdır ki, devletin zayıfladığı dönemlerde, azınlıkların ayaklanmalarında ve Batılı devletlerin de yardımlarıyla birer bağımsız devlet haline gelmelerinde misyonerlerin eğitim faaliyetlerinin etkisi gözardı edilemez. Nitekim, 1829’da Yunanistan’ın, 1908’de Bulgaristan’ın ve Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da Arapların Osmanlı’dan kopmasında misyoner faaliyetlerinin küçümsenemeyecek katkıları olmuştur.

Atatürk dönemi Milli Eğitim politikası

Osmanlı döneminde yoğun olarak faaliyette bulunan misyonerler, bunu Cumhuriyet Türkiye’sinde de devam ettirmek istediler. Ne var ki, Osmanlı’nın kozmopolit bir yapısı, azınlıklara tanınan geniş hakları, gösterilen hoşgörü ve yabancı devletlere sağlanan kapitülasyonlar sayesinde �"tabiri caizse- rahatça at oynatabilen misyonerler, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde aynı ortamı bulamadılar. Zira, tam bağımsızlık ilkesinden hareket eden yeni Türkiye Devleti, milli ve laik özellikler taşıyordu. Bu yüzden anılan faaliyetlere izin verilmesi söz konusu olamazdı. Nitekim Dünya Savaşı sonrası kazanılan Milli Mücadele hareketi sonrasında 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması ile kapitülasyonlar kaldırıldı ve yeni Türkiye Devleti’nin siyasi ve hukuki varlığı batılı emperyalist güçler tarafından tanındı.

3 Mart 1924 tarihinde kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile öğretim birleştirilmiş ve ülkedeki farklı isimler altında faaliyette bulunan bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlanmıştır.

Tam hükümranlık haklarını eğitim ve öğretim alanında da kullanan Türkiye Cumhuriyeti Devleti misyonerlerin amaçları doğrultusunda faaliyet gösteren yabancı okulların Osmanlı ve özellikle Milli Mücadele dönemindeki -Merzifon Amerikan Koleji’nin Pontuscu Rumlara yardımlarda bulunması, Maraş ve Antep’teki Kolejlerin ise Ermeniler için çalışması- olumsuz durumlarını göz önünde bulundurarak politikalarını bu yönde belirledi. MEB’e bağlı özel öğretim kurumları olarak çalışmalarını sürdüren yabancı okulların denetim ve kontrollerini sağlamak için yeni düzenlemeler getirildi. Bunların başında söz konusu kurumların dinî propaganda yapmalarına engel olmak için bazı kuralların getirildiğini ve uygulandığını görüyoruz.

Sayıları eskiye nazaran oldukça azalan bu kurumlar için getirilen düzenlemelerden bazıları şöyle özetlenebilir:

- Misyoner okullarında (yabancı okullar), mabetler dışında dershane ve salonlarda bulunan dini semboller; salip, heykel, dini tasvirler vs. kaldırılacaktır.

- Müslümanların ve başka mezhepten öğrencilerin okullardaki dinî ayinlere katılmaları yasaktır. Bunun için sık sık denetimler yapılacak ve suçlular cezalandırılacaktır.

Türkiye’de faaliyette bulunan misyoner okullarına giden Türk çocukları bu kurumlarda verilen eğitimden duyulan endişe karşısında istenilen esaslar çerçevesinde yetiştirmek için alınan bir diğer karar ise şuydu:

Yetişecek nesilleri misyonerlere ait yabancı okullardaki yabancı kültürün tesirlerinden korumak ve onlara küçük yaşta milli bir ruh ve fikir eğitimi vermek amacıyla Türk çocukların yabancı misyoner okullarına gitmelerini yasaklayan bir kanun çıkarıldı.

23 Mart 1931 tarih ve 1778 sayılı kanuna göre; Türkiye’de ilk öğrenimlerini yapmak üzere okula gidecek Türk vatandaşı çocuklar ancak Türk okullarına gidebileceklerdi. Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra çok sayıda misyoner okullarının ilkokulları öğrencisizlik yüzünden kapanmak zorunda kaldı.

Milli kültürün korunması gayesiyle Türkçe’nin, Türk tarih ve coğrafyası ile yurt bilgisi derslerinin Türkçe olarak Türk öğretmenler tarafından okutulması mecburiyetinin getirilmesi, Türk öğretmenlerin MEB tarafından atanması, yabancı müdür yanında bir Türk müdür yardımcısının bulunması zorunluluğu dikkate değer düzenlemelerdir. Aynı konular 1935 tarihli “Yabancı Okullar Yönergesi”nde de dile getirilmiştir.

OKAN EGESEL




Yorumlar

 + Yorum Ekle 
    kapat

    Değerli okuyucumuz,
    Yazdığınız yorumlar editör denetiminden sonra onaylanır ve sitede yayınlanır.
    Yorum yazarken aşağıda maddeler halinde belirtilmiş hususları okumuş, anlamış, kabul etmiş sayılırsınız.
    · Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında açıkça suç olarak belirtilmiş konular için suçu ya da suçluyu övücü ifadeler kullanılamayağını,
    · Kişi ya da kurumlar için eleştiri sınırları ötesinde küçük düşürücü ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi ya da kurumlara karşı tehdit, saldırı ya da tahkir içerikli ifadeler kullanılamayacağını,
    · Kişi veya kurumların telif haklarına konu olan fikir ve/veya sanat eserlerine ait hiçbir içerik yayınlanamayacağını,
    · Kişi veya kurumların ticari sırlarının ifşaı edilemeyeceğini,
    · Genel ahlaka aykırı söz, ifade ya da yakıştırmaların yapılamayacağını,
    · Yasal bir takip durumda, yorum tarih ve saati ile yorumu yazdığım cihaza ait IP numarasının adli makamlara iletileceğini,
    · Yorumumdan kaynaklanan her türlü hukuki sorumluluğun tarafıma ait olduğunu,
    Bu formu gönderdiğimde kabul ediyorum.






     

    En Çok Okunan Haberler

    16059 µs